Eğitim İş Samsun Şubesi
 
ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU İLE AMAÇ OYALAMAK, BÖLMEK

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU İLE AMAÇ OYALAMAK, BÖLMEK

03 Ocak 2022 11:44 | 446 kez okundu

Türk silahlı Kuvvetler Personel Kanunu 210 madde, Hakimler ve Savcılar Kanunu 122 madde, Türk Tabipleri Birliği Kanunu 66 madde, Avukatlık Kanunu 201 maddeden oluşurken, bir teneffüs aralığında bile hazırlanabilecek 12 maddelik sözde Öğretmenlik Meslek Kanunu Taslağı, Meclis Genel Kurulu’na sunulmuştur.

Taslağa bakıldığında amacın öğretmenlik mesleğinin itibarını artırmak değil, öğretmenleri oyalamak ve bölmek olduğu anlaşılmaktadır.

  • Bu taslak, 1739 sayılı Milli Eğitim Kanununda bulunan 43. ve 45. maddelerden hemen hemen hiçbir farkı olmayan bir taslaktır. İlgili kanun maddelerinde yer almayan tek düzenleme “ek gösterge” ile ilgili olandır. Öte yandan, kanundaki 43. madde taslaktakinden çok daha ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Oysa kanun taslağı birçok maddeyi ortadan kaldırmış ve uygulamayı çıkarılacak yönetmeliklere havale etmiştir. Siyasal iktidarın hukuksuz yönetmelikler konusundaki dosyasının son derece kabarık olduğu bilinmektedir.
  • Taslağın en önemli çelişkisi 3. maddede yer alan öğretmenlik mesleğini, özel bir ihtisas(uzmanlık) mesleği olarak tanımlarken, kanun taslağı ile yeniden bir uzmanlık tanımlamasına gitmiş olmasıdır.  Taslak, yine 1739 sayılı kanunda olduğu gibi 3 kariyer basamağı tarif etmiştir. Kanun maddelerinin dışında Uzman Öğretmenlik için 180 saatlik, Başöğretmenlik için de 240 saatlik “eğitim programını” tamamlamış olma zorunluluğu getirmiştir. Bahsi geçen eğitim programlarının ne olduğu, uzunluğuna bakılırsa ne zaman ve nerede tamamlanacağı tam bir belirsizliğe işaret etmektedir. Eğitim programları dışında Uzmanlık ve Başöğretmenlik kariyer basamaklarının sınava tabi tutulmuş olması ayrı bir garabeti ifade etmektedir. Yine hazırlanan yönetmeliklerle kariyer basamaklarının sınırlı mali kadrolara bağlanacağı görülmektedir.
  • Madde 6’da “uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik için öngörülen asgari çalışmalar” ibaresinden kastedilenin ne olduğu anlaşılmamaktadır.
  •  Taslağın yürürlüğe girmesiyle kaldırılacak olan 1739 sayılı kanunun 43. maddesi taslaktakinden çok daha ayrıntılı ifadeler içermektedir. Taslak bu ayrıntıları ortadan kaldırmış yerine ucu açık ifadeler koymuştur.  Buradaki en büyük belirsizlik, aday öğretmenlerin “Adaylık Değerlendirme Komisyonu”nun nasıl oluşacağıyla ilgilidir. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda komisyonun oluşumu çok net ifade edilirken taslakta komisyonun nasıl oluşacağına hiç değinilmemiştir. Süreç yönetmeliğe havale edilmiştir. Bilindiği gibi yönetmelik kanuna uygun olarak çıkartılmak zorundadır. Kanunda belirtilmeyen bir sürecin yönetmelikle belirlenmesi keyfiyete açık bir durum oluşturmaktadır.
  • Örneğin Uzman Öğretmenlik için 10 yıl ve yine başöğretmenlik için de uzman öğretmenlikte 10 yılı doldurma koşulu aranmaktadır. Kariyer basamakları adı altında ifade edilen bu zaman planlamasının neye göre belirlendiği anlaşılamamaktadır. Örneğin neden 8 ya da 12 yıl değil de 10 yıl hedef alınmaktadır? Bu ve benzeri hiçbir sorunun yanıtı taslakta ve taslağı kaleme alan zihniyette açık değildir.
  • Medyada koparılan gürültünün aksine taslak son derece cılız, sönük ve öğretmenlerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak gelişigüzel hazırlanmıştır.
  • Taslağın en büyük eksikliği “Öğretmen Yetiştirme” üzerinedir. Öğretmenlik bir uzmanlık mesleği olmasının yanında kişilik niteliklerinin de uygunluğunu gerektiren bir meslektir. Bir başka deyişle öğretmenlik yalnızca lisans diplomasına indirgenemeyecek kadar değerli ve belirleyicidir. Doğal olarak öğretmenlik mesleği, kapatılan Anadolu Öğretmen Liselerinin açılmasını tekrar ihtiyaç duyan, lisans süreci öncesinde de eğitsel süreçleri gerektiren bir meslek olarak sivrilmektedir. Taslaktaki bu eksiklik, öğretmen yetiştirmeye verilmeyen önemin bir işareti olarak kayda geçirilmelidir.
  • Diğer yandan Öğretmen Yetiştirmenin Lisans ve üstü derecelerdeki eğitimi, üniversiteler içerisinde açılan Eğitim Fakülteleri yerine “Eğitim Üniversitelerinin” açılmasıyla daha gelişmiş bir düzeyde sistemleştirilebilir. Taslak, yine bu konuda belirgin bir yoksunluk içindedir.
  • Taslakta maalesef, bugün 100 bini aşkın ücretli öğretmen, 700 bini aşkın “Ataması Yapılmayan Öğretmenleri” dolaylı olarak ilgilendiren maddeler de bulunmamaktadır. Bir “Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda mutlaka bulunması gereken ifade “kadrolu öğretmen bulunabilen görevlere sözleşmeli ve vekil personel atanamaz” ibaresinin konmasıdır.  Ayrıca “sözleşmeli olarak atanan öğretmenler” derhal kadroya geçirilmeli ve mesleğe başladıkları andan itibaren kadrolu öğretmenlerin yararlandığı özlük hakları kendilerine teslim edilmelidir.
  • Yine taslakta, özellikle eğitim yöneticilerinin öğretmenlik mesleğinden olmalarına yönelik bir madde de bulunmamaktadır. Bu son derece önemlidir; liberalleşme rüzgârlarının etkisi altındaki iktidar, eğitimi kâr odaklı bir ticarethaneye dönüştürme amacıyla eğitim yöneticilerini, eğitimcilerin dışında bir meslek grubundan seçmek için açık kapı bırakmış görünmektedir.
  • Öğretmenliğe kabul sürecinde, geçmişte, günümüzde ve bu haliyle kalması halinde gelecekte de çok can yakacak olan, ayrımcı, ötekileştirici ve dışlayıcı olan “mülakat sistemini” bu haliyle bırakmak nifak tohumları ekmekten başka bir anlama gelmez. Öğretmenlik gibi son derece kutsal olan bir meslek, hiçbir nesnel ölçütü olmayan mülakat sisteminin süzgecinden geçirilerek uygulanamaz.
  • Genelde hak arayanların muhattap kılındığı, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının taslakta yer alması, sendikal faaliyetleri engelleme amacı taşıdığı düşüncesini yaratmaktadır. Doğal olarak, kademe ilerlemesi cezasını alan öğretmenlerin bu cezası sendikal süreçlerden kaynaklanıyorsa derhal kaldırılması öngörülmelidir. Sendikal örgütlülük ve eylem anayasamızda da koruma altına alınmış bir insan hakkıdır.
  • Öğretmenlik mesleği, özellikle meslek dersleri, sanat dersleri ve beden eğitimi ders öğretmenlerinin çok can yakıcı bir şekilde yaşadığı gibi “norm kadro” baskısı altında kıvranmaktadır. Ders sayısı azaltılan bu branşlarda öğretmenler okullarını, kimi zaman okullarıyla birlikte de ilçelerini değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bir meslek kanunun bu sorunlara kör ve sağır olması asla kabul edilebilir değildir.
  • Yine taslak, hiçbir biçimiyle “hizmetiçi eğitimden” bahsetmemektedir. Bakanlıkta hizmetiçi eğitimler son derece gelişigüzel, öğretmenlerin ihtiyaçlarını karşılamayan ve zaman planlaması yapılmayan bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Sistemli ve ihtiyacı karşılayan ve ayrıca öğretmenlerin mesleki gelişimini düzenli olarak artıran bir hizmetiçi eğitime mecburuz. Ancak bu eğitimlere katılan öğretmenlere, harcadıkları zamanın karşılığının ücret olarak ödenmesi gerekmektedir. Böylelikle hizmetiçi eğitimler öğretmenlerin dinlenme zamanlarını ortadan kaldırmadan gerçekleştirilecektir. Bu koşullar altında Bakanlık hem vereceği hizmetiçi eğitimi daha nitelikli yapmak zorunda olduğunun farkına varacak ve hem de öğretmenler alacağı hizmetiçi eğitim için daha istekli olabilecektir.
  • Yine hizmetiçi eğitimler, meslekte ilerlemek için belirleyici olmalıdır. Hizmetiçi eğitim alan öğretmenlere hem ücret ödenmesi ve hem de meslekte ilerleme şansı tanınması katılımı olumlu etkileyecek unsurlardır.
  • Öğretmenlik Meslek Kanunu taslağı, aylık karşılığı zorunlu ders görevi açısından yaşanan eşitsizlikleri ortadan kaldırmamaktadır. Tüm öğretmenler için istisnasız, aylık karşılığı girilecek ders 15 saatte sabitlenmelidir ve bu durum kanunda güvence altına alınmalıdır.
  • Kanun, aylık karşılığı olmayan ders ücretlerinin belirli oranlarla ve sarfedilen emeğin karşılığı olacak şekilde ödenmesini de belirlemelidir. Öğretmenlerin birim/saat ders ücretlerinin tutarı, en az birinci dereceden aylık alan öğretmenin net aylığının zorunlu ders saatlerine bölünmesiyle elde edilen miktardır. Bu miktar artırılmalıdır.
  • Hafta sonları, saat 17.00’den sonra, destek eğitimlerinde veya kurslara verilen ders ücretleri yine tatminkar ölçüde artırılmalı ve kanun bunu istismar edilmeyecek oranlara bağlamalıdır.
  • Bir öğretmenlik meslek kanunu hamilelik ve doğum sonrası kadın öğretmenlerin sosyal haklarını düzenlemeden çıkartılmamalıdır. Hamileliğin 6. ayından sonra ücretli izin süreci başlamalı ve gelişmiş ülkelerde örneklerini gördüğümüz gibi doğumdan sonraki iki yıl boyunca da ücretli izin alınabilmelidir.
  • Kanun taslağında, zor ve güç koşullarda öğretmenlik yapanların haklarına yönelik bir düzenleme de bulunmamaktadır. Örneğin birleştirilmiş sınıflarda öğretmenlik yapanların, engelli öğrencilerin eğitiminden sorumlu olanların ders ücretlerinin oransal olarak artırılması kanunla düzenlenmelidir.
  • Bunun yanında yine kanunla düzenlenebilecek diğer bir konu da kalabalık sınıflarda öğretmenlik yapanlarla ilgili olmalıdır. Örneğin okul öncesi öğretmenlerin sınıf mevcudu 20’yi geçenlerin, mevcudu 25’i geçen sınıf öğretmenlerinin, sınıfından birden fazla kaynaştırma öğrencisi olan sınıf ve branş öğretmenlerinin ders ücretleri belirli yüzdelik oranlarla artırılmalıdır.
  • Yine kanunun, mesleğe yeni başlayan öğretmenlere ilk aylıklarıyla birlikte brüt aylıklarının en az üç katı tutarında “donatım” ödeneğinin verilmesi gerekmektedir. Böylelikle kendisine yaşamında yeni bir yol çizen öğretmenin ekonomik koşullara uyumu kolaylaştırılmış olacaktır: Taşınma, ev kurma, eğitim-öğretim için gerekli araç-gereci edinmede bu donatım ücreti son derece yaşamsal bir rol oynayacaktır.
  • Eğitim-Öğretim ödeneğinin de her eğitim-öğretim yılı başında en az bir maaş düzeyinde ödenmesi kanunda yer alması gereken bir başka ihtiyaçtır.
  • Eğitim sisteminin ana unsuru olan öğretmenler, kendi çocukları için uygun eğitim olanaklarından yararlanamamaktadır. Bunun için öncelikle öğretmenlerin, kendi çocuklarının eğitim hizmetlerini daha nitelikli alabilmesi için özellikle okul öncesi eğitim olanaklarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması kanunda açıkça yer alabilmelidir.
  • Öğretmenlerin konut ihtiyacının karşılanabilmesi için öncelikle konut ihtiyacının karşılanması olanaksız bölgelerde lojmanlar yapılması ve tahsis edilmesi gerekmektedir.
  • Kanun taslağı yine “yıpranma” gerçeğini görmezlikten gelmiş ve bununla ilgili her hangi bir ifadeyi içermemiştir. Özellikle köylerde ve olağanüstü hal bölgelerinde riskli koşullarda görev yapan öğretmenler için yıpranma bedeli adı altında ödemeler gerçekleştirilmelidir. Bu durum hem emeklilik yaşlarına ve hem de emeklilik maaşlarına yansıtılmalıdır.
  • Öğretmenlerin ulaşım giderleri ve olanakları da kanun taslağında hiç yer edinmeyen ihtiyaçlardan bir diğeridir. Öğretmenler için, özellikle ulaşımı güç olan bölgelere servis olanağı sağlanması gerekmektedir.
  • Taslakta nöbet ücretlerinin düzenlenmesiyle ilgili hiçbir ifade yer almamaktadır. Nöbet ücreti en başından itibaren savunduğumuz gibi haftada 6 ders saati ve “haftada iki gün nöbet tutan” öğretmenlere de nöbet ücreti 12 ders saati üzerinden ödenmelidir.
  • 3600 ek göstergenin 2023 yılına bırakılmış olması verilen sözlerin yalandan ve eğitim emekçilerini oyalamaktan ibaret olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Ekonomik sıkıntılar içinde tükenen öğretmenlerin siyasi iktidardan bu yalanların hesabını soracağı günlerin yakın olduğu unutulmamalıdır.
  • Taslakta açık olmayan diğer bir konu ise 3600 ek göstergenin başöğretmenlik kariyer basamağına bağlanıp bağlanmadığı konusudur. Ek gösterge rakamlarının uzman ve başöğretmen kariyer basamaklarına bağlanmış olması 3600 ek göstergenin her eğitim emekçisine verilmeyeceği izlenimini yaratmaktadır.

Kısaca taslak bu haliyle çok yetersiz olmasından da öte beklenti içine sokulan öğretmenler açısından da bir hayal kırıklığı ifade etmektedir. Eğitim-İş olarak buradan siyasi iktidara sesleniyoruz: Eğitim emekçilerini oyalamaktan vazgeçin. Öğretmenler zaten uzmandır. Öğretmenlik mesleğine ve haklarımıza zarar verecek, taleplerimizi görmezden gelecek düzenlemelerin karşısında olacağımızı, yasal, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden gelen örgütlülüğümüzün verdiği tüm hakları kullanarak mücadele edeceğimizi bir kez daha belirtiyoruz.

(0) Yorum

Güvenlik * Ad Soyad

Son Yorumlananlar